Latest Tweets:

alçım olmadı

hiç bi’ kere bile bir yerimi kırmadım

çünkü

domuz gibi kemiklerim var maşallah. öyle unbreakable‘vari bir hikaye falan anlatacağımı sanıyorsanız, size acilinden bir terapist tavsiye ederim. gerçek hayatta olmuyor anacığım öyle şeyler… film icabı hepsi!

neyse kemik diyordum, küçükkken doktor anneme “haftada bir beyin yedirin bol bol da süt içirin” demiş. anne, durumu - çok afedersiniz - kalça nahiyesinden anlayınca her sabah dayamış beyni, dayamış sütü.

küçükken çok yaramazmışım ben. o zaman ota boka hiperaktif demek moda olmadığı için öyle yaftalamamışlar allahtan. demem o ki, paso şort ve spor ayakkabıyla dolaşıp saçım başım da beatles modeli olunca erkek sanıvermişler beni.

ne vahimdir ki; yüzme okulunda bir kıza hafif çapta şiddet uygulayınca annesi kızı kenara çekip “burcu gibi erkekler çok yaramaz olur, uzak dur onlardan” demişti. allahtan ne hiperaktif ne de hermafrodit dağarcığımda yer almıyordu o zaman.

bu kadar yaramaz olup, yer çekimine falan sataşıp, üstüne de zibrilyon kere ağaçtan düşmeme rağmen hiç bi’ kere bi yerimi kırmamış olmam çok ilginç geliyor bana.

haa, şimdiki halime bakmayın. eskiden nasıl çelimsizdim ben var ya!!

ben bi unbreakable mı yapsam yatmadan önce???

*15
hiç bi’ kere bile çadırda kalmadım.
çünkü konformist bir insan evladıyım ben. kampçılık falan bana göre değil pek.
bi’ kere; coğrafi şekilleri, üstüne yatmak suretiyle sırtıma patates baskılamak bana göre değil. sonra “çıyan” yazıp gugıllayınca çıkan resimler iflahımı kesiyor. çıyan neymiş, bir kere alaçatı’da alien gözlü bir karıncayla kafa kafaya geldik, ondan beri kuma bile yatmıyorum.
rock n coke gibir çadır ekseninde yaşayan organizasyonlar için de taviz yok. paşa paşa depoyu fullüyorum. (ilk defa yazdım bunu, fullemek - saçmaymış) dünyanın yolunu yapıyorum. konser bitince hit the road jack… diyelim içki işinde pek irade yapamadık, araba kullanmak falan aptalca bir hareket olacak. o zaman da yatır koltukları, uyu arkada.
klostrofobik iş çadır işi…

hiç bi’ kere bile çadırda kalmadım.

çünkü konformist bir insan evladıyım ben. kampçılık falan bana göre değil pek.

bi’ kere; coğrafi şekilleri, üstüne yatmak suretiyle sırtıma patates baskılamak bana göre değil. sonra “çıyan” yazıp gugıllayınca çıkan resimler iflahımı kesiyor. çıyan neymiş, bir kere alaçatı’da alien gözlü bir karıncayla kafa kafaya geldik, ondan beri kuma bile yatmıyorum.

rock n coke gibir çadır ekseninde yaşayan organizasyonlar için de taviz yok. paşa paşa depoyu fullüyorum. (ilk defa yazdım bunu, fullemek - saçmaymış) dünyanın yolunu yapıyorum. konser bitince hit the road jack… diyelim içki işinde pek irade yapamadık, araba kullanmak falan aptalca bir hareket olacak. o zaman da yatır koltukları, uyu arkada.

klostrofobik iş çadır işi…

hiç bisiklete binmemiş olabilirim, ne var ki bunda

hiç bi’ kere bile bisiklete binmedim

çünkü,

benim bisiklete binme yaşım, daha bi’ doğrusu mahallenin bisiklet popülasyonun artışı bizimkilerin boşandığı zamana denk geliyordu.

hmm, oradan kıytırık bir bahane gibi görünüyor değil mi… değil işte. aileniz ikiye bölünüyorsa kalan ebeveyn “overprotective” olur.. düşüp kaşınızı gözünüzü yarmanızı istemez. bir de o zamanlar her bir tarafım kabuk olurdu, ben de hatır hutur yolardım onları. iyileşmezdi bi’ türlü. hatta bu yüzden şeker hastası olabilir mi bu kız mealinde ithamlara maruz kaldım. ehemmiyetle savuşturdum tabi.

neyse, sonraki yıllarda da eşek kadar kadın oluverdim üzerinize afiyet. mert’e bol bol, “adaya gidelim öğret işte bana” diye zırlamama rağmen, o risk bir türlü alınamadı. bisiklete binmek bilinmediğinden vespa da alınamadı. ben çok alındım ama onu geçelim zati.

el göz koordinasyonu yerinde bir kadın olduğumdan sonrasında motosiklet kullanmayı denedim becerdim de. ama bisiklet hala hak getire…

özetle; hani o bisiklet satılan altgeçit var ya, adını diyemedim şimdi, oradan her geçişte bi’ sağa çekip fırklıyorum kimse görmeden.

*2
bundan da yapmadım ama yaparım herhal. cannes’daki brezilya’lı jogador’a yirmi euro tip bıraktığıma göre var bir ilgim, arzum ve görmemişliğim…

bundan da yapmadım ama yaparım herhal. cannes’daki brezilya’lı jogador’a yirmi euro tip bıraktığıma göre var bir ilgim, arzum ve görmemişliğim…

*2

ee, nokia da kullanmamışım

hiç bi’ kere bile nokia kullanmadım

çünkü…

bunun bir çünküsü yok. kullanmadım işte. böyle über akıllı telefonlara göz kırpmadan önce siemens’i pek çok severdim. sexy diye tanıttıkları bi modeli vardı ki koşa koşa gidip almıştım. bir hafta sonra bodrum’da denize düşürdük ama olsun, aldık bi kere. hiç de bir seksapeli yoktu. alenen gol yemiştik!

geçen hafta friendfeed’da boy boy nokia lansmanı fotoları görünce dank etti. hiç teşrik-i mesai yapmamışım nokia ile. hadi, bi’ de itiraf embed edeyim buraya. kendimi salak hissettiriyor nokia navigasyonu bana. bi türlü aradığımı bulamıyorum. sonra iyice sinirleniyorum böylece iyice salaklaşıyorum. vicious circle!

ama dındırıdındındındın dırının diye loopa giren ağır midi bir melodisi vardı. Ama onu pek severdim ne yalan söyleyeyim. ben arayınca bu çalsın  falan derdim çok bi’ manası varmış gibi.

iphone’umu seviyorum şimdi, blackberry’mi de severdim ama ayfon daha cool. pms tracker’ım bile var içinde.

Amerikanya’ya gitmedim…

hiç bi kere bile amerikanya’ya gitmedim

çünkü;

dört saatten fazla uçarsam afakanlar basar beni. boğazım falan bir garip olur, böyle ümmüğünü sıkmak dedikleri türden. literatürde panik atak deniliyor galiba. ben daha travmatik bişiymişçesine tarif etmeyi daha çok seviyorum ama..

neysem, öyle değilmiş.. arjantin’e gittim ya kafayı kırıp. o zaman anladım, uçulurmuş esasen. abartacak bi’ durum yokmuş. ama çok uçak düşüyo bu aralar, bilemedim.

yoksa ben de isterim; yok efenim soho çok hipmiş de littly italy’yi görsem bayılırmışım.

eylül’de mac book pro almaya gidesim var…